23 Haziran 2009 Salı

Nerde Ulan Benim Tarihim?!!!

Biraz tehditkar biraz kaba saba, biraz da isyankar bir başlık attım ama olsun. İnsan içinde kalanları bir anda püskürmeye görsün. Bugün yazacağım blog da bir püskürüm olacak. Yıllardır bize medya ve pop kültür temsilcisileri tarafından empoze edilen "Türk Tarihi" hakkında püskürmek, kendimi aşmak ve hatta atalarımdan aldığım genlerle kafatası milliyetçiliğine varacak derecede höykürmek istiyorum. Nerde ulan benim tarihim?!


Bizim millet kadercidir. Üstüne biraz da çabuk unutur. Yani bize ne anlatırlarsa onu dinleriz. Eskiyi de unuttuk mu tam unuturuz. Medya ve edebiyat ve edebiyatı sömüren pis illet sinema son yıllarda, bu millete biraz tarih enjekte edelim dedi. Tarihimizin kahramanlık destanlarını anlatan kitaplar satış rekorlarını uzayın derinliklerine gönderirken, "dönem" filmleri furyası hem ağlatan, hem güldüren bir de üstüne düşündüren yapımlarla içimizi dışımıza çıkarıyor. Üstüne bir de televizyonlarda tarihin malzeme edildiği sohbet programları yapılmaya, medyatik olan bazı isimlerle reyting aranmaya başlandı. Televizyonlardaki programlar daha geniş açılı alıyor olayı ama sinema ve kitaplar gına getirtecek kadar belli dönemlere yoğunlaşmış durumdalar. Birinci dönem tabii ki Kurtuluş savaşı ve çevresi. İkincisi ve daha çok can sıkıcı olanı ise darbeler, özellikle 80. Uff baydınız be. İçim dışım sağ-sol çatışması oldu. Hem de sol taraflı. Lakin bizim tarihimiz ne ilginçlikler ne dalaverelerle doludur bir bilseniz.

Çok uzağa gitmeyelim. Kore'de savaşan binlerce askerimizin hatıraları kaybolmaya yüz tutuyor. Vakti zamanında yazılan hatıratlar ve romanların yaprakları sararırken, ne bir film ne bir belgesel çekildi doğru düzgün. İnsanın bari bir dizi çekin diyesi geliyor. Kore'de yaşanan kahramanlıklar, Dünya Savaşı'nı kılpayı kaçıran bir ordunun, inanılmaz hikayeleriyle doludur. Üstelik revaçta olan siyasi çatışmalarda var bu konunun içinde bir yerlerde. Kore'ye giden ilk tugayın en tepedeki iki subayının aralarındaki ayrılıklar hem binlerce kilometre ötede hem de geri döndüklerinde politik arenamızda ortaya çıktı. Ama şimdi birileri çıkıp, biz nasıl bulucaz o kadar teçhizatı, prodüksiyon ister bu işler derse bizzat ben gidip Steven Spielberg'den thompson filan istiyeceğim. Ayrıca İkinci dünya savaşı yıllarında ülkemizde yaşanan casusuluklar ve bilimum garip olay beş tane film on tane belgesel eder.

Çok fazla açılmaya gerek yok aslında. Osmanlı'nın geç tarihi bile binbir türlü hikayeyle dolu. Bertolucci çıkıp 68 Paris'inde öğrenci olaylarını arkaplana alan bir film çeviriyor da neden bizden biri çıkıp ne bileyim, 31 Mart olaylarını ya da Kırım Savaşı'nı ya da en azından Yeniçerilerin kaldırılmasını farklı bir açıdan ele alan bir şeyler üretmiyor. Benimkisi de laf hani. Bunların hakkında dosdoğru bir şeyler yapılmış değil ki yan ürünleri çıksın. Daha da geriye gidersek, Osmanlı sarayı da biraz eskitildi. Saraydan çıkın kardeşim. Bir iki yer gezin. Safevi Bağdat 'ı mesela, Kavalalı 'nın Mısır'ı mesela, Cezzar'ın Akka'sı mesela. Ama sarayda entrika var seks var, hatta eşcinsellik. bunlar varken benim popüler kültür afakanlarım kendilerini niye yorsun. Hazır aklıma gelmişken neden herkesi eşcinsel yapma yolunda bir eğilim var son zamanlarda. Bastırılmış bir şeyler mi çıkmaya çalışıyor. Neyse bu başka bir zamanın konusu.

Şimdilik daha fazla açılmak istemiyorum. Alain Paris'nin kitabından aşırılan bir Hürrem Sultan dizisine, ya da yıllar öncesinin biz yaptık oldu kafalı İstanbul Kanatlarımın Altında filmine saydırmaya başlarsam bu iş bitmez. Özetle, Türk insanına empoze edilen tarih anlayışı ki bu sadece ve sadece popüler kültür ile yapılabilir, belirli dönemleri kafa karıştırıcı mitler, taraflı görüşlerle dolduruluyor. Geri kalan kısımlar ise bazı garip fikirliler yüzünden tam anlamıyla efsane ve uydurma çöplüğüne dönüşüyor. Çünkü bizim insanımız, duyuyor ve bunu doğru zannediyor. Gerçekliğini araştırmıyor. Aslında bu herşey için geçerli. Yoksa ben de biraz öyle miyim? Yine de bununla sonuna kadar savaşacağım. İkimizden biri tarih olacak. Son olarak burada bir daha spor yazmamaya kendi kendime söz veriyorum...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder