Türk futbolu için çok önemli günler yaşanıyor. Birden fazla Anadolu takımının şampiyonluk için mücadele verdiği üstelik her zaman zirveye oynamaya alışık iki takımın çoktan tatil moduna girdiği bir yılı tekrar kaç yıl sonra görürüz bilemiyorum. Çünkü şüphelerim var; istikrar arkasından ağladığımız en önemli konu iken ve tribünlere oynamak için can atan başkanlarımız varken bu sürprizler önceden de olduğu gibi gelip geçici olacaklar ve günü kurtaran adamlar garip futbol kültürümüzün zirvesinde kalmaya devam edecekler.
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş ülkemizde sadece futbolun değil neredeyse tüm spor dallarının itici roketleri olmaya alışıklar. Ancak egemenliklerinin temelinde kesinlikle vizyon ve istikrar bulunmuyor. Her yılın ayrı ayrı planlandığı, her türlü başarının ancak maddi kaynakları sonuna kadar kullanarak kazanıldığı bir sistemin varlığı yanızca bu üç takımı değil ülkemizde sporla ilgili neredeyse bütün kuruluşları ilgilendiriyor. Akıllıca planlamalar yapan takımlar ise hemen öne çıksalarda, istikrarın ülkemizde herhangibir yeri olmadığı için ömürlerinin sonunu sürpriz bir seçim ya da kısa bir başarısızlık döneminin tetiklediği planlı bir taraftar baskısı getirebiliyor.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen üç büyükler hala bir Avrupa kupası hayali kurabiliyorlar, bir de bunu ulu orta yerlerde dillendirmekten çekinmiyorlar. Her klübümüzün başarılı yanları birbirine eklense bile yine de bir Avrupa şampiyonu çıkaramayacağımız aslında bir fikir olsa da biraz de gerçek payı taşıyor. Mesela Galatasaray'ın altyapılardaki planlı ve istikrarlı çalışmalarını, Fenerbahçe'nin hızla sağlamlaşan maddi yapısı ve tesis sevdasına bir de Beşiktaş taraftarının açık ara en itici taraftar gücüne eklesek bile bu iyi yanlar tek başlarına gelmeyeceği için hep bir tehlike var olacaktır. Bir kere üç takımında futbol sporunu yönetim şekilleri kumdan kalemzin altını oymaya başlayacaktır. Galatasaray'ın genç oyuncuları iyi yetiştirmesine rağmen bunlara yüklediği büyük beklentiler artı ile eksinin toplanma etkisini yaratabilir. Fenerbahçe ise bunun tam tersi olarak hep pahalı oyunculara yöneliyor, başarı ise çok nadir gerçekleşiyor ve gidenlerin yerini alabilecek genç oyuncular olmadığı için herşeyin tekrar baştan başlaması kaçınılmaz oluyor. Beşiktaş'ın işi ise belkide en zor olanı. Çünkü eşine az rastlanan taraftar oluşumu iki ucu keskin bir bıçak olmaktan başka işe yaramıyor. İşler iyiye giderken destekleri hep faydalı oluyor ama tersi halinde enerjilerini kesinlikle yanlış yönlendiriyorlar.
Peki ülkemize bir Avrupa kupası nasıl girdi? Bu sorunun cevabı 6 yıl süren istikrarlı çalışma ve döneminin en başarılı takımı olmayı biraz da tesadüflere borçlu olan bir oyuncu grubu ve etkili bir takım idaresi olmalıdır. Yine de Avrupa başarısı ülkesinin şartlarının iki gömlek üstündeki bir takıma bile 4 yılda geldi ve iki sene sonra ortadan kayboldu.
Avrupa'nın istikrarı enbenimsemiş takımları; Porto, Ajax, Sevilla ve Lyon gibi takımlar bile Avrupa'nın dev klüplerine yetişmelerinin uzun zaman alacağının farkındalar. Bu takımların hiçbiri bizim büyüklerimizden daha fazla bütçelere sahip olmasalar da başarıya ulaşmanın yolunu daha iyi anlamış durumdalar. Neredeyse on yıldır uygulanan taktikler, yetiştirilen genç futbolcuların belli özellikleri kazanmaları için çalışılmasına imkan sağlıyor; hiçbir oyuncu yedek kulübesinde bekçilik yapması için alınmıyor, takıma giremeyecek bir çok oyuncu kariyerlerine ve yaşlarına dikkat edilmeksizin kiralık verilebiliyor, kalanlar ise başarıyla kadro rotasyonuna dahil edilebiliyor; futbolcularla yapılan sözleşmelere sadık kalııyor ve genç oyuncular satılırken bu sayede takıma katkı sağlmaktan çekinmiyor. Bu klüpler o kadar iyi yönetiliyorlarki, istikrarın sağlandığı bir ligdeki herhangibir vasat takım bile ligimizde şampionluk mücadelesi verebilecek bir futbol ve mücadele seyrettirebiliyor.
Peki durumumuza herhangi bir çözüm yok mu? Elbette var ancak bunları uygulayabilecek insanlara ve başarının sadece en nefret edilen takımı yenmekten ibaret olmadığını idrak edebilecek bir medya yok henüz. Klüpleri parayı bastıran yöneticilerin değil, maaşlı çalışan CEO'ların yönettiği, teknik direktörlerin tepelerinde sallanan ve üzerinde başka bir çalıştırıcının adı yazan kılıçlar altında çalışmadukları, müthiş hinterlandlara sahip altyapıların arada sırada bir yıldız değil de sürekli takım oyuncuları çıkarmaya odaklanacakları bir zaman da gelecektir. Ancak o zaman büyük başarıları hayal etmeye ve on yıl soraki bir Avrupa kupası için dilimizi yormaya başlayabiliriz.
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş ülkemizde sadece futbolun değil neredeyse tüm spor dallarının itici roketleri olmaya alışıklar. Ancak egemenliklerinin temelinde kesinlikle vizyon ve istikrar bulunmuyor. Her yılın ayrı ayrı planlandığı, her türlü başarının ancak maddi kaynakları sonuna kadar kullanarak kazanıldığı bir sistemin varlığı yanızca bu üç takımı değil ülkemizde sporla ilgili neredeyse bütün kuruluşları ilgilendiriyor. Akıllıca planlamalar yapan takımlar ise hemen öne çıksalarda, istikrarın ülkemizde herhangibir yeri olmadığı için ömürlerinin sonunu sürpriz bir seçim ya da kısa bir başarısızlık döneminin tetiklediği planlı bir taraftar baskısı getirebiliyor.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen üç büyükler hala bir Avrupa kupası hayali kurabiliyorlar, bir de bunu ulu orta yerlerde dillendirmekten çekinmiyorlar. Her klübümüzün başarılı yanları birbirine eklense bile yine de bir Avrupa şampiyonu çıkaramayacağımız aslında bir fikir olsa da biraz de gerçek payı taşıyor. Mesela Galatasaray'ın altyapılardaki planlı ve istikrarlı çalışmalarını, Fenerbahçe'nin hızla sağlamlaşan maddi yapısı ve tesis sevdasına bir de Beşiktaş taraftarının açık ara en itici taraftar gücüne eklesek bile bu iyi yanlar tek başlarına gelmeyeceği için hep bir tehlike var olacaktır. Bir kere üç takımında futbol sporunu yönetim şekilleri kumdan kalemzin altını oymaya başlayacaktır. Galatasaray'ın genç oyuncuları iyi yetiştirmesine rağmen bunlara yüklediği büyük beklentiler artı ile eksinin toplanma etkisini yaratabilir. Fenerbahçe ise bunun tam tersi olarak hep pahalı oyunculara yöneliyor, başarı ise çok nadir gerçekleşiyor ve gidenlerin yerini alabilecek genç oyuncular olmadığı için herşeyin tekrar baştan başlaması kaçınılmaz oluyor. Beşiktaş'ın işi ise belkide en zor olanı. Çünkü eşine az rastlanan taraftar oluşumu iki ucu keskin bir bıçak olmaktan başka işe yaramıyor. İşler iyiye giderken destekleri hep faydalı oluyor ama tersi halinde enerjilerini kesinlikle yanlış yönlendiriyorlar.
Peki ülkemize bir Avrupa kupası nasıl girdi? Bu sorunun cevabı 6 yıl süren istikrarlı çalışma ve döneminin en başarılı takımı olmayı biraz da tesadüflere borçlu olan bir oyuncu grubu ve etkili bir takım idaresi olmalıdır. Yine de Avrupa başarısı ülkesinin şartlarının iki gömlek üstündeki bir takıma bile 4 yılda geldi ve iki sene sonra ortadan kayboldu.
Avrupa'nın istikrarı enbenimsemiş takımları; Porto, Ajax, Sevilla ve Lyon gibi takımlar bile Avrupa'nın dev klüplerine yetişmelerinin uzun zaman alacağının farkındalar. Bu takımların hiçbiri bizim büyüklerimizden daha fazla bütçelere sahip olmasalar da başarıya ulaşmanın yolunu daha iyi anlamış durumdalar. Neredeyse on yıldır uygulanan taktikler, yetiştirilen genç futbolcuların belli özellikleri kazanmaları için çalışılmasına imkan sağlıyor; hiçbir oyuncu yedek kulübesinde bekçilik yapması için alınmıyor, takıma giremeyecek bir çok oyuncu kariyerlerine ve yaşlarına dikkat edilmeksizin kiralık verilebiliyor, kalanlar ise başarıyla kadro rotasyonuna dahil edilebiliyor; futbolcularla yapılan sözleşmelere sadık kalııyor ve genç oyuncular satılırken bu sayede takıma katkı sağlmaktan çekinmiyor. Bu klüpler o kadar iyi yönetiliyorlarki, istikrarın sağlandığı bir ligdeki herhangibir vasat takım bile ligimizde şampionluk mücadelesi verebilecek bir futbol ve mücadele seyrettirebiliyor.
Peki durumumuza herhangi bir çözüm yok mu? Elbette var ancak bunları uygulayabilecek insanlara ve başarının sadece en nefret edilen takımı yenmekten ibaret olmadığını idrak edebilecek bir medya yok henüz. Klüpleri parayı bastıran yöneticilerin değil, maaşlı çalışan CEO'ların yönettiği, teknik direktörlerin tepelerinde sallanan ve üzerinde başka bir çalıştırıcının adı yazan kılıçlar altında çalışmadukları, müthiş hinterlandlara sahip altyapıların arada sırada bir yıldız değil de sürekli takım oyuncuları çıkarmaya odaklanacakları bir zaman da gelecektir. Ancak o zaman büyük başarıları hayal etmeye ve on yıl soraki bir Avrupa kupası için dilimizi yormaya başlayabiliriz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder